11 Nisan 2017 Salı

Bebeğimin erken gelen dişi

Minigim bugün diş çıkarmış.  Mış diyorum çünkü tesadufen farkettim.  Aslında 3 ayliktan beri diş  belirtileri var.  Ama çok şükür ateş ya da başka sıkıntı olmadı.  Hatta düne kadar uyku düzeni süper gidiyordu.  Bugün ayrı bi huysuz ve huzursuzdu.  Kaka yapamadığı için diye düşündüm.  Zeytinyağı içirmeye karar verdim.  Kaşığa dişin sesi gelince şaşırdım tabi :) parmağımla kontrol ettim evet evet sivri bi sey buradayım diyordu.  Ama oğluşum baktirmadigi için göremedim. Canım ya. Kim bilir nasıl aciyordur.  Deriden diş çıkıyor  düşünsenize. Ama maşallah oğlum annesi gibi dayanıklı.  Sürekli ikinir gibi halleri dışında bi sorun yok. Ha bir de kucak kedisi olduğumuz günlere geri döndük.  Sırtı aman bi yere gelmesin. Olması gereken 6-10 aymis ama benim oğlum aceleci davrandı. 4.5 aylıkken çıkardı ve bu erken diş çıkarma beni endiselendirmiyor değil doğrusu.

 Allah ömür boyu problemsiz dişlere sahip olmayı nasip etsin oğlum.

Dis çıkardığı gün:
4 ay 21 gün  - 141 gunluk - 20 hafta 1 gun

Diriliş

 Bu blogu da daha önce açtığım onlarca blog gibi kendi kaderine terketmisim.  Bunu bambaşka bir konu hakkında yazmak isteyip yeni blog açmaya usendigimde farkettim.  Çünkü açsam bile biliyorum kaderi zaten aynı olacak.

Eski yazilarima baktım da şimdi ki hayatım ne kadar farklı.  Her şey değişti. Türkiye ye döndüm.  Evlendim.  Bir oğlum oldu. Hemen hemen 5 aylik oldu hatta ve diş çıkardı.  Ben de bu disle igili notumu yazmak için açtım bu blogu hatta.

Bu blog baya da her telden oldu. En iyisi ayrı bir post açayım.

7 Ağustos 2014 Perşembe

Kumral Ada Mavi Tuna - Kitap Tanitimi

Kumral Ada, Mavi Tuna...

Yazacak cok sey var bu kitap hakkinda, ama ilk kez bir kitap hakkinda yazacaklarimi nasil toparlasam diye düsünüyorum. Bolu gibi kücük bir sehirde ben bu kitabi cok aramistim. Hicbir yerde bulamiyordum. Ve bu kitabi cok istedigimi bilen biri, dogum günümde bana hediye etti. O an nasil sevindim anlatamam. O yüzden cok özel bir kitap bu benim icin.

Malesef cok yogun bir dönemime denk geldi, bazen okumaya aylarca ara verdigim oldu. Benimle beraber Bolu-Istanbul arasinda defalarca gitti geldi. En son benimle beraber Almanya Bremen'e geldi. Bitirdim. Tabi ki bir gün sabit bir evim olursa yine yanimda götürecegim.

Kitap ic savas yasandigi bir dönemde, ask ücgenini anlatiyor. Iki erkek kardes ve bir kizin ask ücgeni cok klasik bir konuymus gibi gelse de, öyle degil iste. Buket Uzuner'in anlatimini mutlaka okumalisiniz diyorum. Okumayanlar varsa diye cok fazla spoiler vermek istemiyorum ama söyle özetleyeyim size. Buket Uzuner gercekten muhtesem bir yazar ki insanin sizofren olmasi lazim bu kadari icin. Yani birbirinden cok farkli karakterleri öyle güzel canlandirmis ki... Her birinin kendini birkac sayfalik anlattigi o son bölümlerde ayri ayri tüm karakterlerin yaninda bir de Buket Uzuner'e asik oldum ben. Sanki hepsinin ruhunu tasiyormus gibi, hepsinin bedenine girip onlarin agzindan yazmis adeta. Ve ben hepsinde biraz kendimi bulmustum. Ada'da, Aras'da, bazen Tuna'da. Ama Meric karakterinde kendimden hicbir sey görmemistim. Ta ki o son bölümlere gelene kadar. O demin bahsettigim, herkesin kendini özetledigi son bölümlerde saniyorum en cok Meric'te agladim. O ilk satirlar, cocuklugumu getirdi gözümün önüne. Ah Meric... O bölümlerin ilk satirlarindan örnekler vermek istiyorum sizlere;

"Hicbiri, ama hicbiri gercekten denemedi. Hayatim boyunca kimse beni gercekten tanimaya calismadi.

Cocuklugumda sIk sIk yasamak zorunda kaldigim cehennemi simdi karabasanlar olarak bütün adreslerime tasiyor olmamin ciddi bir nedeni vardir.

Basima gelen felaketlerin kötü bir rüya olduguna inanmak isterdim. Yatmadan önce Allah'a dualar eder, beni seviyorsa korumasini isterdim. Uyaninca annem ve babam yine ayni evde olacaklar ve hic kavga etmeden birklikte yasayacaktik. O zaman ben de bizim evin Ada'si olacaktim. Dualarim kabul olmadikca, ben daha cok dua edip aglardim. Yani, galiba ben o dua edislerim siradsinda kurdugum hayallerle mutlu olurdum, yani öyle saniyorum.."

Kitapta altini cizdigim kendimi buldugum o kadar cok nokta var ki... Ama Mericin cocuklugunu kendi cocukluguma kismen benzettigim dogrudur. Ve Buket Uzuner bütün karakterleri öyle güzel anlatmisti ki, hepsine ayri ayri roman yazsa, h epsinin hayatini ayri ayri anlatsa hepsini okurum. Mesela Aliye'yi cok merak ettim. Ve Birol-Nese cifti hakkinda cok az sey olmasina ragmen onlara bile üzülüp daha cok okumak isterdim.

Kitap gercekten okunmaya deger demiyorum, okunmasi gereken kitap. Ama bircok yorumda da belirtildigi gibi, saniyorum "Basörtüsü" konusu biraz takinti edinilmis ve kitaba yansimis. söyle bir cümleyle örnek gösterelim; "ama gösterişi ve abartıyı hiç sevmezdi. bu yüzden böylesine dindar olan bu müslüman kadını tuna başörtüsüyle görmemişti."
Bu tarz basörtüsü karsiti fikirleri kitapta tekrarlamaya gerek olmadigini düsünüyorum. Kendisi sevmeyebilir, belki de sevmiyor degildir bilemiyorum ama kitabini basörtülü arkadaslarimizin da okuyup alinabileceklerini düsünse iyi olurmus. Sonuc olarak bircok kisinin basörtüyü gösteris icin taktigina inanmiyorum.
2. olarak, bazi konularda gereksiz bilgi verilmis ve kitap uzatilmis. Örnegin sayfalarca Kuzguncuk'un hikayesini okurken icim daraldi, feci sIkIlmIstim. Aynisi Ada'nin fotogracilik derslerinde de oldu. Gerek yoktu. Heyecanli bir dizinin arasina giren uzun reklamlar gibi heyecani öldürüyor, hikayede kopukluk yaratiyor bunlar bana göre. Belki ben cok aceleciyim, bilmiyorum, zaten yukarida da belirttigim gibi, bazen aylarca ara vermem gerekti ve kitap okumaya ayiracagim yarim saatte de hikayeyle alakasiz bilgiler okumustum.

Ama kitap genel olarak gercekten cok iyi, bunu daha kac kez söyleyedim kimbilir. O kadar güzelbir dili var ki kitabin, yahu su karakterler gercek olsa, cok param olsa, varimi yogumu bu insanlari mutlu olmasi icin harcardim belki. O an bunu hissettim. Hepsini bir araya toplayip, uzaktan izlemeyi istedim.

Kitabi okurken yazacak cok seyim birikmisti. Ama kitabi elimden birakip bilgisayara kosmak istememistim. Simdi ise, kitap bitti. Ve yazacak seyler tikandi icimde. Ya hem sonunu merak ede ede okudum, hem bitmesini hic istemedim. Öyle bir kitapti iste. Ama cigerimiz parcalana parcalana okumusuz  o kadar sayfayi, daha mutlu bir sonu haketmistik bence. Tuna kurtuldu ama devami gelmedi. Ah ya ne kadar nankörüz degil mi? Kitabin sonunda Tuna Meric'ten bosanip Ada ile evlense bu sefer ne sacma bittigini düsünürdük. Ama ne bileyim ya, mutlu sonla bitsin ki aklimizdan gitsin bu hüzünlü hikaye. Malum, kavusamayanlar unutulmazlar tarihten bildigimiz gibi. Cok bencilce, ama öyle.

Ben bu kitabin aslinda hakettigi zamani buldugum zaman, tekrar okuyacagim. Herkesin de okumasini tavsiye ediyorum.



**************
Ve altini cizdigim birkac cümleyi burada paylasmak istiyorum;

- Onu ilk kez gördüğümde yaşantımda çok önemli bir yer tutacağını sezmiştim. Bu tıpkı, bir filmin daha ilk karesinden bütününü kavramak, sonunu tahmin etmek gibi bir duyguydu. Onu ilk gördüğümde bundan böyle artık benim için çok önemli olacağını sezmiş ve ürkmüştüm. O andan başlayarak yaşantım değişecek, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bunu nasıl güçlü hissettiğimi ve sarsıldığımı iyi hatırlıyorum. Fakat elimden gelen hiçbir şey yoktu. Çünkü güçlü bir çekim alanının etkisine girmiş, büyülenmiştim. Bütünüyle tuhaf olarak tanımlanacak bir zevkle bu albeniye kapılmıştım. Tamamen kendi isteğimle ve tamamen “ben” oluşumla ilgili olarak.


- Biz insanlar çelişki dolu tuhaf yaratıklarız. Baksana halimize, kendi inşa ettiğimiz hapishanelerde yaşıyoruz - adına ev,aile,akrabalar,töreler diyerek… Sonra bu duvarların arasında boğulup, çıldırıyor, ama yıkılmasın diye de uğruna hayatımızı siper ediyoruz.

- Kendi durumunu kavrama noktasina erismek, özgür bir varlik olmaktir!

- Amerikalilar, "özgürlük para gibidir, harcamadan önce kazanmali" derler. Fakat bizim bu konuyla ilgimiz olmadigindan atasözü ve deyimler sözcüklerimizin Ö harfi özgürlük özürlüdür. Özgürlük üzerine atasözü üretmenin lüks oldugu bir kültürümüz var.
  
    - Belki özgürlük üzerine atasözümüz yok ama, bu ugurda derisini yüzdüren Nesim'i, sonra Dadaoglu, Seyh Bedrettin ve Nazim var.

- Yorgun gülümsedi. O zaman hüzün saçıldı her yana. Üstüme bulaştı. Elledim. Kumral renkteydi.

- Gökler bütün insanların ülkesidir, yıldızlar hepimizin umudu...

- Bak sana ne söyleyeceğim, genç ve sağlıklı bir insanın ölümü kurtuluş sanmasından daha kötü hiçbir şey ama hicbir şey yoktur dünyada. Bunu sakın ama sakın unutma! Tamam mı?

- Başkalarını mutlu ederek mutlu olabilen, egosu gelişmemiş ender salaklardanım ben.

- …ve ancak mutlu kadınların gözbebekleri parlar diyordu annem. Ve ben bunu hiç unutmadım, mutluluğunu merak ettiğim kadınların gözlerinde o ışıltıyı daima ararım. Çünkü annem haklıdır.

- Şimdi artık biliyorum ki, bütün yaşantımız içinde ancak bir kaç kişiye böyle hak tanırız. Onu şımartır, yüz verir, alttan alır ve hatta ona teslim bile oluruz. O da bunu, zaten taa en başından bilmektedir. Eğer çok şanslı değilseniz, karşınızdaki şımarır, ipin ucunu kaçırır. Bİn pişman olur, incinir, düşkırıklıklarıyla yaralanır ve acı çekersiniz sonunda. Bazen, çok ender de olsa şanslısınızdır ve bir mucize yaşarsınız. Çünkü, karşınıza dilinize akraba biri çıkmıştır. ( Tanrım mucizeleri ne çok seviyoruz böyle! ) O sırada kaç yaşında olduğunuzun kesinlikle bir önemi yoktur.

- Birisini sevmekle gelen o inanılmaz hoşgörünün gücü azaldığında, ayrıntılar bile batar insana.

- sen hiç kimsenin olamayacağı kadar çok şeyimsin benim... yüreğimde sana ayrılan yer herkesinkinden büyük. yalnızca bir arkadaş, bir kan kardeş, bir sırdaş, bir çok yakın dost değil, bir büyük sevgisin sen... yanında sonsuz şımarabileceğim ve hala kaybetmekten kormayacağım tek kişi... yani biraz annem, biraz babam, hatta hiç görmediğim dedem, belki hiç doğmayacak oğlum... sonra daimi hayranım ve tabi dokunulmamış sevgilim... sen benim masumiyetimsin tuna... benim en yakınımsın! aslında belki öbür yarımsın? bütün bunlar ne demek anlıyor musun? hı?


Ve daha bircok cümle... Iyisi mi siz vakit kaybetmeyin, kitabi alin kendiniz okuyun. Sevgiler...

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Dogal Makyaj Nasil Yapilir Videosundaki Kiza Öpücükler. Cocuklar hata yapabilir!

Cocukken maddi durumumuz pek iyi degildi. Babami 5 sene görmemistim. Annem birkac ayda bir Almanyadan geliyordu. Babaannem kendi ugraslarinca büyütmeye calisti beni. Ilkokula gittigimde bazen simit param olmazdi. Bazen günde bir simit alacak param olsa da onu harcamaz, biriktirirdim. Sonra bütün parami en yakin arkadaslarimdan birine caldirdim. Bunu cok uzatmak istemiyorum cünkü baglayacagim konu farkli. Bizim kocaman bahcemiz vardi. Bahcenin yaninda komsunun evi, oglu mahallenin delisi. Bizden coook daha kötü durumlari. Bir gün annem Almanyadan geldi, tabi hediyeler, cikolatalar... Ben elimde cikolatayla bahcedeyim. Bu yan evin deli olgu kendi bahcesinde. Ona cikolatayi verecegim ama sanirim bir seye gicik olmustum, tam hatirlamiyorum suan. Is sidik yarisina baglandi. Ezik bi cocuktum, pek ezmenin tadini da birkac daha ezik cocuktan cikariyordum, nihayetinde eziklik böyle bir sey. Diyorum ki "baak annem cikolata getirdi senin vaaar miii?" O da diyor ki "Nolmus bizde de sundan bundan var" Ama ben diyorum ki "Ohoo onlarin cok daha iyileri var bizde akillim! Her gün aliyorum ben onlardan!" Böyle bu  tarz bi sidik yarisi sonunda, aslinda bana da ver dese verecegim cikolatayi sacma sapan cocukcu bi gurur meselesi haline getirmistim. Bir yandan  vicdan azabi cekiyor, bir yandan gurura bok sürdüremiyordum. Cocukken bile biraz manyaktim ben. Sonra ben simdi bunu atsam almicaksin sankiii diyerek atmistim cikolatayi. Allahim. O da körün tasi gibi gitti isirgan otunun icine düstü. Vallahi bilerek atmamistim! Ama o an gördügüm sahneyi ömrümde unutamam. O cikolatanin isirgan otu icine düstügü an, o saniyede nasil atildi ve isirgan otunun elini yakacagindan cekinmeden o cikolatayi aldi, sonra biraz da benden utanarak gitti. Ama sanki hazir bekliyormus, kosuya hazirmis da start sesini duymayi bekliyormus gibi saniyesinde atladi, fisek gibiydi. Anlatamam. O gün kendime kizmistim. Simdi büyüdük. Kendi gibi deli biriyle evlendi. Hala konusuruz arada. Sorsan belki o hatirlamaz bile. Hatirlasa bile, cocuklar hata yapar. Siz yapmadiniz mi? Cocuklar yapar bu "benim vaaa senin vaaa mii" olayini.

Aslinda artik eskimis olan bir videoyu tekrar gördügümde bu kez yorumlari okudum ve gözümde  günler canlandi.O videoyu burada bir de ben paylasmak istemiyorum, bunun kiza haksizlik olacagini düsünüyorum, ki zatten görmeyen kalmamistir. Kücük bir kiz, annesinin makyaj malzemelerini almis kendince "dogal" makyaj yaparak videoya cekmis. Bir cok kere de Ipadten cekiyorooom lafini etmis. Bizim o cook mükemmel dogmus ve kalmis yorumcular da, kücücük kiza etmedigi hakareti, küfürü birakmamis. Yolda yanindan gecse, sana sacma sapan konussa bile, cocuktur der güler gecersin. Klavye basinda olmak mi bu kadar rahat canavarlastiriyor bizi? Yok kendi tipine bakmadan nasil böyle bir video cekermis. O kaslarla yasamasinmis. Yok ipadim de ipadim diye havalanirsa bunlari hakediyormus. Ya siz hic cocuk olmadiniz, ya boktan bir ailede yetistiniz, ve ailenizin size kattigi boktanlikla devam ettiniz kendinizi gelistirmek yerine.  Kücük kizin nasil utandigini, psikolojisinin nasil bozuldugunu düsünebiliyor musunuz hic? Sirf egonuz tatmin olsun diye kücücük kizin gelecegiyle bile oynuyor olabilirsiniz. Bu yasta alacagi yaralar iyilesmeyebilir. Burada aile cok önemli. Gercekten istiyorum ki kizin ailesi bunu yapanlari, kiz videoyu pisman olup sildigi halde sürekli paylasanlari dava etsin. Artik Türkiyede birileri  bunu yapsin ve ortalik bu densizlere kalmasin istiyorum. Gerci ailesi aile olsa belki kiz bu durumda olmazdi. Kendimden biliyorum.

Yapmayin insanlar. Koca koca adamlarin psikolojisi bozulur günde yüzlerce küfür yese. Cocuk daha bu. Akli yeterince basinda olmayan, mantikli düsünemeyen, duygusal olan bir cocuk. Lütfen cani olmayin.

Kiz büyüdü zaman eminim o videoyu ve aldigi yorumlari unutmayacak. Belki kendini gizlemek zorunda kalacak büyüyünce. Ortaya ciktiginda utanacak kendinden. Belki internette arastiracak ve bu yaziyi okuyacak. Eger okursa bilsin ki kendisi dünyalar güzeli bir kiz. Gözleri gercekten güzel. Kendisi cook cok öpüyorum buradan.

13 Temmuz 2014 Pazar

Israil Cehenneminde Yanan Gazze

Kac gündür internette kücük cocuklarin, bebeklerin cesetleri, anne babalarin cocuklarinin basindaki vahim durumlarini görüyoruz, izliyoruz. Hepsine ayri ayri aglamisimdir da, bir video  vardi ki aglamakla ciglik atmak arasinda, hani nefes alamayacak gibi olursunuz ya, öyle oldum. O an caresizligi iliklerime kadar hissettim, sadece izleyip hicbir sey yapamamak ne kötüydü. Elim kolum, resmen bacaklarim uyustu. Bir odada 8-9 tane erkek, duvarlar kan olmus, bir ziyan bünye, yeryüzündeki bütün küfürlerin iltifat kalacagi bir mahlukat, hepsini tekmelerle, duvara carpa carpa dövüyor, kanla dolmus yüzlerine aldirmiyordu. O insanlar muhtemelen dayak yiye yiye öldü, en siddetlisinden öldü. Aci cekerek. Israile olan nefretim bir saniye icinde bin kat artti. Videoyu ilk paylasan kisinin sayfasindaki yorumlari okudum. Bazilari inatla diyor ki "bunu yapanlar israil askerleri degil, suriyede esedin askerleri" Ama ne farkeder? Onlara da yazdim tek tek, ne farkeder? Orada bir insan bir insani, birden fazla insani, öldürene kadar dövüyor. Ne önemi var ki kimmis, kurbanlar nereliymis. Üsenmedim arastirdim. Video gercekten 2012 senesine ait, yani bu Israil-Gazze olaylariyla alakali degil, Suriyede Esed'in askerlerinin yaptigi vahsetmis. Sanirim eyleme katildiklari icin bu iskenceye maruz kalmislar. -Aklima Gezi Parki geldi nedense. Su duruma bile sükredebilecek seylerin yasanmasi ne aci- Her dramatik olayda oldugu gibi internetten bulunan herhangi bi konuyla benzer görsel ya da video o anki olaya mal edilebiliyor. Normalde böyle bir sey gördügümde hemen arastiririm, yargisiz infaz yapmak isim degil. Gördüklerimin coguna inanmam mesela. Ama o videoda bir sn. düsünmeden direkt Israile yagdirdim en büyük beddualar ve küfürleri.
Sonra oturdum düsündüm. Bu lanet olasi herkesi ve her seyi anlamaya calisma huyu, bu empati hastaligim konu Israilken bile devreye girdi de düsündüm, neden Israili sucluyoruz diye. Nerede bi icerisinde asker barindiran vahset videosu görsek direkt Israil diyoruz, kahrolsun Israil yine yapmis diyoruz. Ama dedigim gibi ne farkederdi ki? O videodakiler Israil picleri olmayabilir, ama bu olaylarda onlarin suclanmasi gayet normal bence. Cünkü böyle seyleri genelde Israilden gördük. Bir kez degil, senelerdir, Israil siyonistlerini böyle tanidik. O yüzdendir ki  artik icinde Israil gecen vahset videolarini neredeyse Israil gecmese bile Israile nefret kusarak izleyecegiz, o kadar normal karsilar olduk Israil olmasini.

Ben genellemelerden nefret ederim. Herkesin icinde iyisi kötüsü vardir derim. Devlet ve askerleri böyleyse, halki da böyle olacak diye bir sey yok derdim. Ama bir fotograf gördüm. Yukarida bahsettigim videoyu burada paylasamam cünkü blogumu kücük cocuklar da denk gelip okur mu bilemiyorum. Kimseye bunu yapmak istemiyorum. Ama o fotografi paylasayim sizlerle. 

Fotograf Allan Sørensen isimli Danimarkali bir muhabire ait. 9 temmuz tarihinde Twitterda paylasti. Israil picleri Gazzeye bomba yagdirirken, halktan insanlar da sandalyeleri koymus, film izler gibi izliyorlar. Bomba sesleri geldikce alkisliyorlar, cocuk cigliklarina ragmen. Ben simdi bu mahlukatlari nasil ayirayim canavarlardan? Davan ne olursa olsun, istersen sonuna kadar hakli ol ya. Böyle bir seyi nasil vicdanin kaldirir? Yok anlamiyorum. Anlayamiyorum. Bu kadar nefrete ragmen Israilli bi bebek can cekisse ben ona da aglarim. Bunlar insan olamaz. Robotlasmislar, beyinleri yok, ruhlari yok. Siddete programlanmislar. Bu fotografi buraya koydum ya yine aglama tuttu beni. Zaten üzgüünüm kac gündür. Ben cok üzgünken alir kitap okurum. Kitap okumak kafani dünyadan kurtarma yolu bence. Tamamen unutuyosun bi an her seyi. Kumral Ada Mavi Tunayi okuyorum bu günlerde. Dün aglamaktan uyuyamadim onu okudum. Ask mesk, güzel güzel devam ederken, kaldigim bölüm de üzüntüme depresyon oldu. Kitapta Tuna saklandigi evden kacarken, düsman askere yakalaniyor ve öldürülesiye dayak yiyordu. Tam o videoda gördüklerim canlandi gözümde. Basladim yine aglamaya. Midem bulanmaya basladi. O kadar da güzel anlatmis Buket Uzuner.Ne güzel demis "Bu kadar nefret ve siddet, insan bedenine nasil sigar?"

Düsündüm. O videodakiler bunu yasarken acaba ben ne yapiyordum, acaba suan ben burada yatagimda rahat rahat uzanmis kitap okurken, acaba suan nerede ne oluyor, acaba suan hangi aileler yikiliyor, kimler katlediliyor, kimler acliktan, kim fazla dayak yemekten ölüyor, kimler tecavüze ugruyor, Allahim neler oluyor? Ben böyle yasamak istemiyorum. Su mübarek Ramazan ayinda sen onlari kurtar Allahim. Artik ya kimse öldürülmesin, ya kopsun artik su kiyamet. Elimden bir sey gelmiyor. En fazla sosyal medyada ulasabildigim kadar insana ulasip "Sen  pc basinda like kovalarken su an birileri öldürülüyor" demeye calisiyorum. Twittera giriyorum. En severek takip ettiklerim, degisen burclardan, eski sevgililerinden bahsediyor. En azindandan diyorum, bir tanecik tweet atin da pesinizdeki aptal koyun sürüleri kirilan tirnagindan, yüz vermeyen askindan baska seyler düsünmeye baslasin. Cok kiziyorum tepkisiz kalanlara. O vahset videosunun altinda, videoya yorum degil de, onun Israil askerleri olmadigini anlatmaya calisanlar kadar. Pray for Palestine dedigimiz yerde, hala futbol düsünüp utanmadan Pray for Brasil yazabilenler kadar. Futbol demisken, herkes ne de güzel uyutuldu. Brezilyanin Almanyadan yedigi 7 gol kadar konusulmadi, Filistinde ölen 700lerce bebekler. Icim daraliyor. Ben burada bu kadar yanarken, onlarin acisini düsünemiyorum. Ben burada bunlari yazarken, orada tam da suan kimler ölüyor, cildiracak gibi oluyorum.

Yasadigim en berbat seylere bile sükredebilecegim seylerin yasanmasi, savasin buralara ugramadigina sevinebilmek, ne kadar aci.

8 Temmuz 2014 Salı

Rival de Loop Eyeshadow “Matt”, Colour: 07 onyx



Rival de Loop benim en sevdigim markalardan biri. Bunu kendime itiraf etmem biraz zor olmustu. Ama ne zaman makyaj malzemelerine baksam genelde en cok Rival de Loop-Young ürünleriyle cikiyorum. Aa bu da ucuzmus, dur bunu bi daha bulamam bunu da alayim derken makyaj cantam bu markayla doldu. Herneyse.

 Rival de Loop Göz Fari, Renk: 07 onxy, siyah bi ambalaj üzerinde gümüs yazili bi kutu icinde. Yaninda da mini sirin bi Applikator var. Rengi tarif etmesi biraz zor. Acik siyahtan koyu griye kadar diyelim, tam olarak "onxy" isminin hakkini vermis.

Kendi applikatoruyle sonucundan cok memnun kaldigimi söyleyemem. Bi firca ya da daha iyi bi applikatorle daha cok hosuma gitti. Gerci bunlarin yanlarinda verilen applikatorler zaten genelde acil durumlar ya da bi yere giderken yaninda götürebilmek icin oluyor genelde.

Rengini vermesi baya hosma gitti. Ama far bazen biraz ufalaniyor. Ama rengi tamamen kutusunda yazdigina uyuyor. Tam anlamiyla siyah degil, dumanli bi koyugri kivaminda.

Kalicilik ortalama derecede diyebilirim. Baz kullanarak tahminimce 6 saat kalabilir, kullanmadan daha kisa sürer. Ama benim icin önemli nokta olan, göz kapagi cizgisinde birikmemesi. Komple kayboluyor belli etmeden yani :P

Bu far benim icin yeterince iyi, yani tavsiye edebilirim. Kaliciligi ve renk vermesi iyi. Ben bittigi zaman tekrar almayi kesinlikle düsünüyorum.

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Yves Rocher Loser Pudra Universelle Nuance

Cok fazla pudra kullanan biri degilim. Özellikle Türkiyede yasadigim dönemde tamamen birakmistim diyebilirim (yanlis anlasilmasin, genelde cok yogun bi dönem gecirdigim icin göz makyaji ve rujla yetinmek zorunda kaldim) Almanyaya döndügümde ilk isim özledigim kozmetikler oldu. Bunlardan biri de fotografta gördügünüz pudra:
Gayet güzel bi Pudta, kadifemsi bi cilt birakiyor. Ayrica kokusu da güzel. Yves Rocher dan en övgüye deger ürünlerden biri bence. Özellikle acik tenliler icin.
 2. tanitim blogumda size özellikle Yves Rocherin "Nuance 00 Transparence" numarali ürününü tanitmak istedim. Zaten Nuance olan tek ürün gerci :) Ben bunu Yves Rocherin kendi online alisveris sayfasindan aldim. 5 euro tuttu. Türkiyede ne kadar olur bilmiyorum cünkü gördügüm kadariyla fiyatlar euro-lira dengelemesinde degil, burada cok ucuz olan bir sey orada cok pahalli olabiliyor.
Benim en basta ambalaji ilgimi cekmisti. Fotografta göremediginiz alt kismi koyu mor renklerinde, üstü gördügünüz gibi seffaf. Actiginiz zaman o pudralardaki tipik deliklerden oluyor. Ambalaj olarak gayet basarili.
Deneyimlerime gelirsek...

Dozunu ayarlamak basta benim acimdan zordu cünkü ben genelde preslenmis (türkcesi böyle sanirim) pudra kullaniyorum. Alistikca bu problem kalkti. Fircayla hafif hafif kullanabildim. Pudra cok asiri kokuyordu, sanirim oldukca parfumlu. Ama kokusu fena degil, ciceksi bi kokusu var sevenler icin. Tutarlilik olarak hafif ve yumusak olarak tanimlayabilirim. Fircayla rahat bi sekilde dagilabiliyor. Acik tenli bayanlar icin cok uygun bi renk. Koyu tenlilerde fazla parlayabilir. Cünkü bu pudra nedense sadece "00 transparence" olarak var. Sonuc olarak hosuma gitti. Hafif ve kadifemsi bi his oluyor ve cabuk matlasiyor. Kaliciliga güzel. Tüm gün bozulmadan durabiliyor. Herhangi bi alerji ya da herhangi bi cilt problemi de yasamadim.

Sonuc olarak mükemmel degil ama harika bi pudra diyebilirim. Tek kötü yani, sadece bir tane renk tonu olmasi. Yine de tavsiye ediyorum, cünkü cildin üstünde cok güzel duruyor. Uygun fiyata iyi kalite :)



11 Nisan 2017 Salı

Bebeğimin erken gelen dişi

Minigim bugün diş çıkarmış.  Mış diyorum çünkü tesadufen farkettim.  Aslında 3 ayliktan beri diş  belirtileri var.  Ama çok şükür ateş ya da başka sıkıntı olmadı.  Hatta düne kadar uyku düzeni süper gidiyordu.  Bugün ayrı bi huysuz ve huzursuzdu.  Kaka yapamadığı için diye düşündüm.  Zeytinyağı içirmeye karar verdim.  Kaşığa dişin sesi gelince şaşırdım tabi :) parmağımla kontrol ettim evet evet sivri bi sey buradayım diyordu.  Ama oğluşum baktirmadigi için göremedim. Canım ya. Kim bilir nasıl aciyordur.  Deriden diş çıkıyor  düşünsenize. Ama maşallah oğlum annesi gibi dayanıklı.  Sürekli ikinir gibi halleri dışında bi sorun yok. Ha bir de kucak kedisi olduğumuz günlere geri döndük.  Sırtı aman bi yere gelmesin. Olması gereken 6-10 aymis ama benim oğlum aceleci davrandı. 4.5 aylıkken çıkardı ve bu erken diş çıkarma beni endiselendirmiyor değil doğrusu.

 Allah ömür boyu problemsiz dişlere sahip olmayı nasip etsin oğlum.

Dis çıkardığı gün:
4 ay 21 gün  - 141 gunluk - 20 hafta 1 gun

Diriliş

 Bu blogu da daha önce açtığım onlarca blog gibi kendi kaderine terketmisim.  Bunu bambaşka bir konu hakkında yazmak isteyip yeni blog açmaya usendigimde farkettim.  Çünkü açsam bile biliyorum kaderi zaten aynı olacak.

Eski yazilarima baktım da şimdi ki hayatım ne kadar farklı.  Her şey değişti. Türkiye ye döndüm.  Evlendim.  Bir oğlum oldu. Hemen hemen 5 aylik oldu hatta ve diş çıkardı.  Ben de bu disle igili notumu yazmak için açtım bu blogu hatta.

Bu blog baya da her telden oldu. En iyisi ayrı bir post açayım.

7 Ağustos 2014 Perşembe

Kumral Ada Mavi Tuna - Kitap Tanitimi

Kumral Ada, Mavi Tuna...

Yazacak cok sey var bu kitap hakkinda, ama ilk kez bir kitap hakkinda yazacaklarimi nasil toparlasam diye düsünüyorum. Bolu gibi kücük bir sehirde ben bu kitabi cok aramistim. Hicbir yerde bulamiyordum. Ve bu kitabi cok istedigimi bilen biri, dogum günümde bana hediye etti. O an nasil sevindim anlatamam. O yüzden cok özel bir kitap bu benim icin.

Malesef cok yogun bir dönemime denk geldi, bazen okumaya aylarca ara verdigim oldu. Benimle beraber Bolu-Istanbul arasinda defalarca gitti geldi. En son benimle beraber Almanya Bremen'e geldi. Bitirdim. Tabi ki bir gün sabit bir evim olursa yine yanimda götürecegim.

Kitap ic savas yasandigi bir dönemde, ask ücgenini anlatiyor. Iki erkek kardes ve bir kizin ask ücgeni cok klasik bir konuymus gibi gelse de, öyle degil iste. Buket Uzuner'in anlatimini mutlaka okumalisiniz diyorum. Okumayanlar varsa diye cok fazla spoiler vermek istemiyorum ama söyle özetleyeyim size. Buket Uzuner gercekten muhtesem bir yazar ki insanin sizofren olmasi lazim bu kadari icin. Yani birbirinden cok farkli karakterleri öyle güzel canlandirmis ki... Her birinin kendini birkac sayfalik anlattigi o son bölümlerde ayri ayri tüm karakterlerin yaninda bir de Buket Uzuner'e asik oldum ben. Sanki hepsinin ruhunu tasiyormus gibi, hepsinin bedenine girip onlarin agzindan yazmis adeta. Ve ben hepsinde biraz kendimi bulmustum. Ada'da, Aras'da, bazen Tuna'da. Ama Meric karakterinde kendimden hicbir sey görmemistim. Ta ki o son bölümlere gelene kadar. O demin bahsettigim, herkesin kendini özetledigi son bölümlerde saniyorum en cok Meric'te agladim. O ilk satirlar, cocuklugumu getirdi gözümün önüne. Ah Meric... O bölümlerin ilk satirlarindan örnekler vermek istiyorum sizlere;

"Hicbiri, ama hicbiri gercekten denemedi. Hayatim boyunca kimse beni gercekten tanimaya calismadi.

Cocuklugumda sIk sIk yasamak zorunda kaldigim cehennemi simdi karabasanlar olarak bütün adreslerime tasiyor olmamin ciddi bir nedeni vardir.

Basima gelen felaketlerin kötü bir rüya olduguna inanmak isterdim. Yatmadan önce Allah'a dualar eder, beni seviyorsa korumasini isterdim. Uyaninca annem ve babam yine ayni evde olacaklar ve hic kavga etmeden birklikte yasayacaktik. O zaman ben de bizim evin Ada'si olacaktim. Dualarim kabul olmadikca, ben daha cok dua edip aglardim. Yani, galiba ben o dua edislerim siradsinda kurdugum hayallerle mutlu olurdum, yani öyle saniyorum.."

Kitapta altini cizdigim kendimi buldugum o kadar cok nokta var ki... Ama Mericin cocuklugunu kendi cocukluguma kismen benzettigim dogrudur. Ve Buket Uzuner bütün karakterleri öyle güzel anlatmisti ki, hepsine ayri ayri roman yazsa, h epsinin hayatini ayri ayri anlatsa hepsini okurum. Mesela Aliye'yi cok merak ettim. Ve Birol-Nese cifti hakkinda cok az sey olmasina ragmen onlara bile üzülüp daha cok okumak isterdim.

Kitap gercekten okunmaya deger demiyorum, okunmasi gereken kitap. Ama bircok yorumda da belirtildigi gibi, saniyorum "Basörtüsü" konusu biraz takinti edinilmis ve kitaba yansimis. söyle bir cümleyle örnek gösterelim; "ama gösterişi ve abartıyı hiç sevmezdi. bu yüzden böylesine dindar olan bu müslüman kadını tuna başörtüsüyle görmemişti."
Bu tarz basörtüsü karsiti fikirleri kitapta tekrarlamaya gerek olmadigini düsünüyorum. Kendisi sevmeyebilir, belki de sevmiyor degildir bilemiyorum ama kitabini basörtülü arkadaslarimizin da okuyup alinabileceklerini düsünse iyi olurmus. Sonuc olarak bircok kisinin basörtüyü gösteris icin taktigina inanmiyorum.
2. olarak, bazi konularda gereksiz bilgi verilmis ve kitap uzatilmis. Örnegin sayfalarca Kuzguncuk'un hikayesini okurken icim daraldi, feci sIkIlmIstim. Aynisi Ada'nin fotogracilik derslerinde de oldu. Gerek yoktu. Heyecanli bir dizinin arasina giren uzun reklamlar gibi heyecani öldürüyor, hikayede kopukluk yaratiyor bunlar bana göre. Belki ben cok aceleciyim, bilmiyorum, zaten yukarida da belirttigim gibi, bazen aylarca ara vermem gerekti ve kitap okumaya ayiracagim yarim saatte de hikayeyle alakasiz bilgiler okumustum.

Ama kitap genel olarak gercekten cok iyi, bunu daha kac kez söyleyedim kimbilir. O kadar güzelbir dili var ki kitabin, yahu su karakterler gercek olsa, cok param olsa, varimi yogumu bu insanlari mutlu olmasi icin harcardim belki. O an bunu hissettim. Hepsini bir araya toplayip, uzaktan izlemeyi istedim.

Kitabi okurken yazacak cok seyim birikmisti. Ama kitabi elimden birakip bilgisayara kosmak istememistim. Simdi ise, kitap bitti. Ve yazacak seyler tikandi icimde. Ya hem sonunu merak ede ede okudum, hem bitmesini hic istemedim. Öyle bir kitapti iste. Ama cigerimiz parcalana parcalana okumusuz  o kadar sayfayi, daha mutlu bir sonu haketmistik bence. Tuna kurtuldu ama devami gelmedi. Ah ya ne kadar nankörüz degil mi? Kitabin sonunda Tuna Meric'ten bosanip Ada ile evlense bu sefer ne sacma bittigini düsünürdük. Ama ne bileyim ya, mutlu sonla bitsin ki aklimizdan gitsin bu hüzünlü hikaye. Malum, kavusamayanlar unutulmazlar tarihten bildigimiz gibi. Cok bencilce, ama öyle.

Ben bu kitabin aslinda hakettigi zamani buldugum zaman, tekrar okuyacagim. Herkesin de okumasini tavsiye ediyorum.



**************
Ve altini cizdigim birkac cümleyi burada paylasmak istiyorum;

- Onu ilk kez gördüğümde yaşantımda çok önemli bir yer tutacağını sezmiştim. Bu tıpkı, bir filmin daha ilk karesinden bütününü kavramak, sonunu tahmin etmek gibi bir duyguydu. Onu ilk gördüğümde bundan böyle artık benim için çok önemli olacağını sezmiş ve ürkmüştüm. O andan başlayarak yaşantım değişecek, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bunu nasıl güçlü hissettiğimi ve sarsıldığımı iyi hatırlıyorum. Fakat elimden gelen hiçbir şey yoktu. Çünkü güçlü bir çekim alanının etkisine girmiş, büyülenmiştim. Bütünüyle tuhaf olarak tanımlanacak bir zevkle bu albeniye kapılmıştım. Tamamen kendi isteğimle ve tamamen “ben” oluşumla ilgili olarak.


- Biz insanlar çelişki dolu tuhaf yaratıklarız. Baksana halimize, kendi inşa ettiğimiz hapishanelerde yaşıyoruz - adına ev,aile,akrabalar,töreler diyerek… Sonra bu duvarların arasında boğulup, çıldırıyor, ama yıkılmasın diye de uğruna hayatımızı siper ediyoruz.

- Kendi durumunu kavrama noktasina erismek, özgür bir varlik olmaktir!

- Amerikalilar, "özgürlük para gibidir, harcamadan önce kazanmali" derler. Fakat bizim bu konuyla ilgimiz olmadigindan atasözü ve deyimler sözcüklerimizin Ö harfi özgürlük özürlüdür. Özgürlük üzerine atasözü üretmenin lüks oldugu bir kültürümüz var.
  
    - Belki özgürlük üzerine atasözümüz yok ama, bu ugurda derisini yüzdüren Nesim'i, sonra Dadaoglu, Seyh Bedrettin ve Nazim var.

- Yorgun gülümsedi. O zaman hüzün saçıldı her yana. Üstüme bulaştı. Elledim. Kumral renkteydi.

- Gökler bütün insanların ülkesidir, yıldızlar hepimizin umudu...

- Bak sana ne söyleyeceğim, genç ve sağlıklı bir insanın ölümü kurtuluş sanmasından daha kötü hiçbir şey ama hicbir şey yoktur dünyada. Bunu sakın ama sakın unutma! Tamam mı?

- Başkalarını mutlu ederek mutlu olabilen, egosu gelişmemiş ender salaklardanım ben.

- …ve ancak mutlu kadınların gözbebekleri parlar diyordu annem. Ve ben bunu hiç unutmadım, mutluluğunu merak ettiğim kadınların gözlerinde o ışıltıyı daima ararım. Çünkü annem haklıdır.

- Şimdi artık biliyorum ki, bütün yaşantımız içinde ancak bir kaç kişiye böyle hak tanırız. Onu şımartır, yüz verir, alttan alır ve hatta ona teslim bile oluruz. O da bunu, zaten taa en başından bilmektedir. Eğer çok şanslı değilseniz, karşınızdaki şımarır, ipin ucunu kaçırır. Bİn pişman olur, incinir, düşkırıklıklarıyla yaralanır ve acı çekersiniz sonunda. Bazen, çok ender de olsa şanslısınızdır ve bir mucize yaşarsınız. Çünkü, karşınıza dilinize akraba biri çıkmıştır. ( Tanrım mucizeleri ne çok seviyoruz böyle! ) O sırada kaç yaşında olduğunuzun kesinlikle bir önemi yoktur.

- Birisini sevmekle gelen o inanılmaz hoşgörünün gücü azaldığında, ayrıntılar bile batar insana.

- sen hiç kimsenin olamayacağı kadar çok şeyimsin benim... yüreğimde sana ayrılan yer herkesinkinden büyük. yalnızca bir arkadaş, bir kan kardeş, bir sırdaş, bir çok yakın dost değil, bir büyük sevgisin sen... yanında sonsuz şımarabileceğim ve hala kaybetmekten kormayacağım tek kişi... yani biraz annem, biraz babam, hatta hiç görmediğim dedem, belki hiç doğmayacak oğlum... sonra daimi hayranım ve tabi dokunulmamış sevgilim... sen benim masumiyetimsin tuna... benim en yakınımsın! aslında belki öbür yarımsın? bütün bunlar ne demek anlıyor musun? hı?


Ve daha bircok cümle... Iyisi mi siz vakit kaybetmeyin, kitabi alin kendiniz okuyun. Sevgiler...

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Dogal Makyaj Nasil Yapilir Videosundaki Kiza Öpücükler. Cocuklar hata yapabilir!

Cocukken maddi durumumuz pek iyi degildi. Babami 5 sene görmemistim. Annem birkac ayda bir Almanyadan geliyordu. Babaannem kendi ugraslarinca büyütmeye calisti beni. Ilkokula gittigimde bazen simit param olmazdi. Bazen günde bir simit alacak param olsa da onu harcamaz, biriktirirdim. Sonra bütün parami en yakin arkadaslarimdan birine caldirdim. Bunu cok uzatmak istemiyorum cünkü baglayacagim konu farkli. Bizim kocaman bahcemiz vardi. Bahcenin yaninda komsunun evi, oglu mahallenin delisi. Bizden coook daha kötü durumlari. Bir gün annem Almanyadan geldi, tabi hediyeler, cikolatalar... Ben elimde cikolatayla bahcedeyim. Bu yan evin deli olgu kendi bahcesinde. Ona cikolatayi verecegim ama sanirim bir seye gicik olmustum, tam hatirlamiyorum suan. Is sidik yarisina baglandi. Ezik bi cocuktum, pek ezmenin tadini da birkac daha ezik cocuktan cikariyordum, nihayetinde eziklik böyle bir sey. Diyorum ki "baak annem cikolata getirdi senin vaaar miii?" O da diyor ki "Nolmus bizde de sundan bundan var" Ama ben diyorum ki "Ohoo onlarin cok daha iyileri var bizde akillim! Her gün aliyorum ben onlardan!" Böyle bu  tarz bi sidik yarisi sonunda, aslinda bana da ver dese verecegim cikolatayi sacma sapan cocukcu bi gurur meselesi haline getirmistim. Bir yandan  vicdan azabi cekiyor, bir yandan gurura bok sürdüremiyordum. Cocukken bile biraz manyaktim ben. Sonra ben simdi bunu atsam almicaksin sankiii diyerek atmistim cikolatayi. Allahim. O da körün tasi gibi gitti isirgan otunun icine düstü. Vallahi bilerek atmamistim! Ama o an gördügüm sahneyi ömrümde unutamam. O cikolatanin isirgan otu icine düstügü an, o saniyede nasil atildi ve isirgan otunun elini yakacagindan cekinmeden o cikolatayi aldi, sonra biraz da benden utanarak gitti. Ama sanki hazir bekliyormus, kosuya hazirmis da start sesini duymayi bekliyormus gibi saniyesinde atladi, fisek gibiydi. Anlatamam. O gün kendime kizmistim. Simdi büyüdük. Kendi gibi deli biriyle evlendi. Hala konusuruz arada. Sorsan belki o hatirlamaz bile. Hatirlasa bile, cocuklar hata yapar. Siz yapmadiniz mi? Cocuklar yapar bu "benim vaaa senin vaaa mii" olayini.

Aslinda artik eskimis olan bir videoyu tekrar gördügümde bu kez yorumlari okudum ve gözümde  günler canlandi.O videoyu burada bir de ben paylasmak istemiyorum, bunun kiza haksizlik olacagini düsünüyorum, ki zatten görmeyen kalmamistir. Kücük bir kiz, annesinin makyaj malzemelerini almis kendince "dogal" makyaj yaparak videoya cekmis. Bir cok kere de Ipadten cekiyorooom lafini etmis. Bizim o cook mükemmel dogmus ve kalmis yorumcular da, kücücük kiza etmedigi hakareti, küfürü birakmamis. Yolda yanindan gecse, sana sacma sapan konussa bile, cocuktur der güler gecersin. Klavye basinda olmak mi bu kadar rahat canavarlastiriyor bizi? Yok kendi tipine bakmadan nasil böyle bir video cekermis. O kaslarla yasamasinmis. Yok ipadim de ipadim diye havalanirsa bunlari hakediyormus. Ya siz hic cocuk olmadiniz, ya boktan bir ailede yetistiniz, ve ailenizin size kattigi boktanlikla devam ettiniz kendinizi gelistirmek yerine.  Kücük kizin nasil utandigini, psikolojisinin nasil bozuldugunu düsünebiliyor musunuz hic? Sirf egonuz tatmin olsun diye kücücük kizin gelecegiyle bile oynuyor olabilirsiniz. Bu yasta alacagi yaralar iyilesmeyebilir. Burada aile cok önemli. Gercekten istiyorum ki kizin ailesi bunu yapanlari, kiz videoyu pisman olup sildigi halde sürekli paylasanlari dava etsin. Artik Türkiyede birileri  bunu yapsin ve ortalik bu densizlere kalmasin istiyorum. Gerci ailesi aile olsa belki kiz bu durumda olmazdi. Kendimden biliyorum.

Yapmayin insanlar. Koca koca adamlarin psikolojisi bozulur günde yüzlerce küfür yese. Cocuk daha bu. Akli yeterince basinda olmayan, mantikli düsünemeyen, duygusal olan bir cocuk. Lütfen cani olmayin.

Kiz büyüdü zaman eminim o videoyu ve aldigi yorumlari unutmayacak. Belki kendini gizlemek zorunda kalacak büyüyünce. Ortaya ciktiginda utanacak kendinden. Belki internette arastiracak ve bu yaziyi okuyacak. Eger okursa bilsin ki kendisi dünyalar güzeli bir kiz. Gözleri gercekten güzel. Kendisi cook cok öpüyorum buradan.

13 Temmuz 2014 Pazar

Israil Cehenneminde Yanan Gazze

Kac gündür internette kücük cocuklarin, bebeklerin cesetleri, anne babalarin cocuklarinin basindaki vahim durumlarini görüyoruz, izliyoruz. Hepsine ayri ayri aglamisimdir da, bir video  vardi ki aglamakla ciglik atmak arasinda, hani nefes alamayacak gibi olursunuz ya, öyle oldum. O an caresizligi iliklerime kadar hissettim, sadece izleyip hicbir sey yapamamak ne kötüydü. Elim kolum, resmen bacaklarim uyustu. Bir odada 8-9 tane erkek, duvarlar kan olmus, bir ziyan bünye, yeryüzündeki bütün küfürlerin iltifat kalacagi bir mahlukat, hepsini tekmelerle, duvara carpa carpa dövüyor, kanla dolmus yüzlerine aldirmiyordu. O insanlar muhtemelen dayak yiye yiye öldü, en siddetlisinden öldü. Aci cekerek. Israile olan nefretim bir saniye icinde bin kat artti. Videoyu ilk paylasan kisinin sayfasindaki yorumlari okudum. Bazilari inatla diyor ki "bunu yapanlar israil askerleri degil, suriyede esedin askerleri" Ama ne farkeder? Onlara da yazdim tek tek, ne farkeder? Orada bir insan bir insani, birden fazla insani, öldürene kadar dövüyor. Ne önemi var ki kimmis, kurbanlar nereliymis. Üsenmedim arastirdim. Video gercekten 2012 senesine ait, yani bu Israil-Gazze olaylariyla alakali degil, Suriyede Esed'in askerlerinin yaptigi vahsetmis. Sanirim eyleme katildiklari icin bu iskenceye maruz kalmislar. -Aklima Gezi Parki geldi nedense. Su duruma bile sükredebilecek seylerin yasanmasi ne aci- Her dramatik olayda oldugu gibi internetten bulunan herhangi bi konuyla benzer görsel ya da video o anki olaya mal edilebiliyor. Normalde böyle bir sey gördügümde hemen arastiririm, yargisiz infaz yapmak isim degil. Gördüklerimin coguna inanmam mesela. Ama o videoda bir sn. düsünmeden direkt Israile yagdirdim en büyük beddualar ve küfürleri.
Sonra oturdum düsündüm. Bu lanet olasi herkesi ve her seyi anlamaya calisma huyu, bu empati hastaligim konu Israilken bile devreye girdi de düsündüm, neden Israili sucluyoruz diye. Nerede bi icerisinde asker barindiran vahset videosu görsek direkt Israil diyoruz, kahrolsun Israil yine yapmis diyoruz. Ama dedigim gibi ne farkederdi ki? O videodakiler Israil picleri olmayabilir, ama bu olaylarda onlarin suclanmasi gayet normal bence. Cünkü böyle seyleri genelde Israilden gördük. Bir kez degil, senelerdir, Israil siyonistlerini böyle tanidik. O yüzdendir ki  artik icinde Israil gecen vahset videolarini neredeyse Israil gecmese bile Israile nefret kusarak izleyecegiz, o kadar normal karsilar olduk Israil olmasini.

Ben genellemelerden nefret ederim. Herkesin icinde iyisi kötüsü vardir derim. Devlet ve askerleri böyleyse, halki da böyle olacak diye bir sey yok derdim. Ama bir fotograf gördüm. Yukarida bahsettigim videoyu burada paylasamam cünkü blogumu kücük cocuklar da denk gelip okur mu bilemiyorum. Kimseye bunu yapmak istemiyorum. Ama o fotografi paylasayim sizlerle. 

Fotograf Allan Sørensen isimli Danimarkali bir muhabire ait. 9 temmuz tarihinde Twitterda paylasti. Israil picleri Gazzeye bomba yagdirirken, halktan insanlar da sandalyeleri koymus, film izler gibi izliyorlar. Bomba sesleri geldikce alkisliyorlar, cocuk cigliklarina ragmen. Ben simdi bu mahlukatlari nasil ayirayim canavarlardan? Davan ne olursa olsun, istersen sonuna kadar hakli ol ya. Böyle bir seyi nasil vicdanin kaldirir? Yok anlamiyorum. Anlayamiyorum. Bu kadar nefrete ragmen Israilli bi bebek can cekisse ben ona da aglarim. Bunlar insan olamaz. Robotlasmislar, beyinleri yok, ruhlari yok. Siddete programlanmislar. Bu fotografi buraya koydum ya yine aglama tuttu beni. Zaten üzgüünüm kac gündür. Ben cok üzgünken alir kitap okurum. Kitap okumak kafani dünyadan kurtarma yolu bence. Tamamen unutuyosun bi an her seyi. Kumral Ada Mavi Tunayi okuyorum bu günlerde. Dün aglamaktan uyuyamadim onu okudum. Ask mesk, güzel güzel devam ederken, kaldigim bölüm de üzüntüme depresyon oldu. Kitapta Tuna saklandigi evden kacarken, düsman askere yakalaniyor ve öldürülesiye dayak yiyordu. Tam o videoda gördüklerim canlandi gözümde. Basladim yine aglamaya. Midem bulanmaya basladi. O kadar da güzel anlatmis Buket Uzuner.Ne güzel demis "Bu kadar nefret ve siddet, insan bedenine nasil sigar?"

Düsündüm. O videodakiler bunu yasarken acaba ben ne yapiyordum, acaba suan ben burada yatagimda rahat rahat uzanmis kitap okurken, acaba suan nerede ne oluyor, acaba suan hangi aileler yikiliyor, kimler katlediliyor, kimler acliktan, kim fazla dayak yemekten ölüyor, kimler tecavüze ugruyor, Allahim neler oluyor? Ben böyle yasamak istemiyorum. Su mübarek Ramazan ayinda sen onlari kurtar Allahim. Artik ya kimse öldürülmesin, ya kopsun artik su kiyamet. Elimden bir sey gelmiyor. En fazla sosyal medyada ulasabildigim kadar insana ulasip "Sen  pc basinda like kovalarken su an birileri öldürülüyor" demeye calisiyorum. Twittera giriyorum. En severek takip ettiklerim, degisen burclardan, eski sevgililerinden bahsediyor. En azindandan diyorum, bir tanecik tweet atin da pesinizdeki aptal koyun sürüleri kirilan tirnagindan, yüz vermeyen askindan baska seyler düsünmeye baslasin. Cok kiziyorum tepkisiz kalanlara. O vahset videosunun altinda, videoya yorum degil de, onun Israil askerleri olmadigini anlatmaya calisanlar kadar. Pray for Palestine dedigimiz yerde, hala futbol düsünüp utanmadan Pray for Brasil yazabilenler kadar. Futbol demisken, herkes ne de güzel uyutuldu. Brezilyanin Almanyadan yedigi 7 gol kadar konusulmadi, Filistinde ölen 700lerce bebekler. Icim daraliyor. Ben burada bu kadar yanarken, onlarin acisini düsünemiyorum. Ben burada bunlari yazarken, orada tam da suan kimler ölüyor, cildiracak gibi oluyorum.

Yasadigim en berbat seylere bile sükredebilecegim seylerin yasanmasi, savasin buralara ugramadigina sevinebilmek, ne kadar aci.

8 Temmuz 2014 Salı

Rival de Loop Eyeshadow “Matt”, Colour: 07 onyx



Rival de Loop benim en sevdigim markalardan biri. Bunu kendime itiraf etmem biraz zor olmustu. Ama ne zaman makyaj malzemelerine baksam genelde en cok Rival de Loop-Young ürünleriyle cikiyorum. Aa bu da ucuzmus, dur bunu bi daha bulamam bunu da alayim derken makyaj cantam bu markayla doldu. Herneyse.

 Rival de Loop Göz Fari, Renk: 07 onxy, siyah bi ambalaj üzerinde gümüs yazili bi kutu icinde. Yaninda da mini sirin bi Applikator var. Rengi tarif etmesi biraz zor. Acik siyahtan koyu griye kadar diyelim, tam olarak "onxy" isminin hakkini vermis.

Kendi applikatoruyle sonucundan cok memnun kaldigimi söyleyemem. Bi firca ya da daha iyi bi applikatorle daha cok hosuma gitti. Gerci bunlarin yanlarinda verilen applikatorler zaten genelde acil durumlar ya da bi yere giderken yaninda götürebilmek icin oluyor genelde.

Rengini vermesi baya hosma gitti. Ama far bazen biraz ufalaniyor. Ama rengi tamamen kutusunda yazdigina uyuyor. Tam anlamiyla siyah degil, dumanli bi koyugri kivaminda.

Kalicilik ortalama derecede diyebilirim. Baz kullanarak tahminimce 6 saat kalabilir, kullanmadan daha kisa sürer. Ama benim icin önemli nokta olan, göz kapagi cizgisinde birikmemesi. Komple kayboluyor belli etmeden yani :P

Bu far benim icin yeterince iyi, yani tavsiye edebilirim. Kaliciligi ve renk vermesi iyi. Ben bittigi zaman tekrar almayi kesinlikle düsünüyorum.

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Yves Rocher Loser Pudra Universelle Nuance

Cok fazla pudra kullanan biri degilim. Özellikle Türkiyede yasadigim dönemde tamamen birakmistim diyebilirim (yanlis anlasilmasin, genelde cok yogun bi dönem gecirdigim icin göz makyaji ve rujla yetinmek zorunda kaldim) Almanyaya döndügümde ilk isim özledigim kozmetikler oldu. Bunlardan biri de fotografta gördügünüz pudra:
Gayet güzel bi Pudta, kadifemsi bi cilt birakiyor. Ayrica kokusu da güzel. Yves Rocher dan en övgüye deger ürünlerden biri bence. Özellikle acik tenliler icin.
 2. tanitim blogumda size özellikle Yves Rocherin "Nuance 00 Transparence" numarali ürününü tanitmak istedim. Zaten Nuance olan tek ürün gerci :) Ben bunu Yves Rocherin kendi online alisveris sayfasindan aldim. 5 euro tuttu. Türkiyede ne kadar olur bilmiyorum cünkü gördügüm kadariyla fiyatlar euro-lira dengelemesinde degil, burada cok ucuz olan bir sey orada cok pahalli olabiliyor.
Benim en basta ambalaji ilgimi cekmisti. Fotografta göremediginiz alt kismi koyu mor renklerinde, üstü gördügünüz gibi seffaf. Actiginiz zaman o pudralardaki tipik deliklerden oluyor. Ambalaj olarak gayet basarili.
Deneyimlerime gelirsek...

Dozunu ayarlamak basta benim acimdan zordu cünkü ben genelde preslenmis (türkcesi böyle sanirim) pudra kullaniyorum. Alistikca bu problem kalkti. Fircayla hafif hafif kullanabildim. Pudra cok asiri kokuyordu, sanirim oldukca parfumlu. Ama kokusu fena degil, ciceksi bi kokusu var sevenler icin. Tutarlilik olarak hafif ve yumusak olarak tanimlayabilirim. Fircayla rahat bi sekilde dagilabiliyor. Acik tenli bayanlar icin cok uygun bi renk. Koyu tenlilerde fazla parlayabilir. Cünkü bu pudra nedense sadece "00 transparence" olarak var. Sonuc olarak hosuma gitti. Hafif ve kadifemsi bi his oluyor ve cabuk matlasiyor. Kaliciliga güzel. Tüm gün bozulmadan durabiliyor. Herhangi bi alerji ya da herhangi bi cilt problemi de yasamadim.

Sonuc olarak mükemmel degil ama harika bi pudra diyebilirim. Tek kötü yani, sadece bir tane renk tonu olmasi. Yine de tavsiye ediyorum, cünkü cildin üstünde cok güzel duruyor. Uygun fiyata iyi kalite :)